Evet, Real Madrid Avrupa basketbolunun önemli ve başarılı kulüplerinden bir tanesi; tarihlerinde nice önemli oyuncular, kıta bazında ve yerel kupalar bulunmakta; son dönemde de üst çıtadan aşağı pek düşmeden mücadelelerine devam ediyorlar. Ancak bir önceki hafta oynanan Fenerbahçe Ülker karşılaşması ile birlikte Türk takımlarına karşı üst üste 12. galibiyetlerini elde etmeleri de artık ilginç bir durum haline gelmeye başladı. 2004-2005 sezonunda İspanya'da Efes Pilsen'in aldığı farklı galibiyet sonrası 2007-2008 sezonundan beri her sene geldikleri İstanbul deplasmanında ve kendi evlerinde toplam Efes'i 8 kez, Fenerbahçe Ülker'i de 4 kez mağlup ettiler. İşin ilginç yönü bu maçların içinde Fenerbahçe'nin ilk yarıyı farklı önde kapattığı, Efes'in son 10 saniyesine 3 sayı önde girdiği veya maç içinde 17 sayı öne geçtiği, çok kritik önem taşıyan veya formalite maçı seviyesindeki maçlar mevcut. Son 10 yılda en önemli başarıları 2007 Uleb Cup ve 2011 Euroleague Final Four'unda 4.lük olan bu takımın yakaladığı bu sinir bozucu serinin içinde belki de galibiyete en çok yaklaştığımız maç olan 2011 Şubat'ındaki Real Madrid - Efes Pilsen maçında spiker Melih Gümüşbıçak'ın bu duruma isyanı ek olarak geliyor...
9 Aralık 2012 Pazar
1 Aralık 2012 Cumartesi
Red Bull, Hayallerini Kalkış Pisti ile #kanatlandirir!
Eğer gerçekten inanırsan o zaman herşey mümkün. Şimdi senin sıran!
Red Bull yıllardır insanları ve fikirlerini kanatlandırıyor. Şimdi uçma sırası sende. Eğer senin de mükemmel bir fikrin varsa, videonu yükle ve bunu @RedBullTR ile paylaş. Videoyu izleyenler tarafından oylansın ve jüri değerlendirmesiyle gerçeğe bir adım daha yaklaşsın. Hazır mısın? O zaman gel ve kanatlarını al.
Acele davran; bir adım ilerde olmak için videonu yüklemeyi unutma!
www.kalkispisti.redbull.com.tr/kalkispisti
Konuşmaya dahil olmak için tık: #kanatlandirir
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Red Bull yıllardır insanları ve fikirlerini kanatlandırıyor. Şimdi uçma sırası sende. Eğer senin de mükemmel bir fikrin varsa, videonu yükle ve bunu @RedBullTR ile paylaş. Videoyu izleyenler tarafından oylansın ve jüri değerlendirmesiyle gerçeğe bir adım daha yaklaşsın. Hazır mısın? O zaman gel ve kanatlarını al.
Acele davran; bir adım ilerde olmak için videonu yüklemeyi unutma!
www.kalkispisti.redbull.com.tr/kalkispisti
Konuşmaya dahil olmak için tık: #kanatlandirir
Bir bumads advertorial içeriğidir.
20 Ekim 2012 Cumartesi
Çok Özlemişiz...
Geçtiğimiz sezon başta olmak üzere belki de Oktay Mahmuti'nin Efes'teki önceki döneminin zirvelerine çıktığı 2004-2005 yılları sonrası yıllardır süren istikrarsız ve kırılgan bir oyun ve yönetim yapısına sahip olan Anadolu Efes Spor Kulübü'nden beklentilerin geçen hafta izlediğimiz EA7 Milano maçı sonrası da pek karşılığını bulmadığı veya bulmayacağı görüşü şekillenmeye başlamıştı. Ancak dün akşam Abdi İpekçi'de izlediğimiz maçta son şampiyonu adeta denize döken takımın da aynı takım olduğunu görmek epey şaşırtıcı ve mutlu edici geldi doğrusu. Oktay Mahmuti'nin gelişi ile geçtiğimiz sezonki kadronun üzerine eklenen parçaların verim verip vermeyeceği veya yeni sezon oyun planlarının hangi türde olacağı gibi sorular varlığını sürdürmekle beraber uzun zamandır böyle rahat ve keyifli bir galibiyet izlemeyi çok özlediğimizi belirtmek gerekir. Umarım ki yıllardır süren sorunun ana temeli olan istikrarsızlık problemi neticesinde bu maç da ağzımıza çalınan bir parmak baldan ibaret olmaz ve sezonun geneline yansır. Ancak alıştığımız Efes ve Oktay Mahmuti oyununun bu kadar tempolu bir düzene nasıl geçiş yapacağını ve maçın başında şova dönüşen şut yüzdesinin yüksekliğini de biraz sorgulamak gerekir diye düşünüyorum.
Foto: Eurosport TR
23 Eylül 2012 Pazar
Beşiktaş Milangaz Efsanesi
2011-12 sezonu Türkiye basketbolu
açısından gerçekten çok güzel ve farklı bir yıl oldu. Erkek basketbolu olarak
konu sınırını daraltacak olursak; bu sezonu özel kılan takımın 37 yıl sonra
Beko Basketbol Ligi’nde şampiyon olan ve 2000 yılından bu yana süregelen
Efes-Ülker (FB Ülker) zirve çekişmesini kıran takım olan Beşiktaş Milangaz
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Üstüne üstlük bu takımın bu sezon yaptıkları ve
başına gelenler sadece bu şampiyonluk ekseninde gelişen olaylar da değil. 2011
yazında daha sponsoru belli olmayan ve kapanma tehlikesi atlatan bir takımın
arada gelip geçen yıldızlara ve yapısal revizyonlara rağmen sadece ligde değil
kupada da şampiyon olması, bunun yanında Türkiye’ye basketbolda toplamda 3.
Avrupa kupasını getirmesi gibi konular 2012 yazında hem ismen hem de cismen
dağılan takımın bu 1 yıllık zaman dilimini ayrı bir şekilde irdelenmeye değecek
seviyeye fazlasıyla getiriyor. İsterseniz 2011 Eylülü ile 2012 Temmuzu arasında
geçen ve içinde D-Will, günde 3 idman, 7 kişilik rotasyon, Eurochallenge Kupası,
Euroleague katılım hakkı gibi anahtar kelimeler barındıran efsanenin önemli
kırılma anlarına bir göz atalım:
1- Başlangıç Dönemi:
Hikayenin en başına dönecek
olursak, 2011’in Temmuz ve Ağustos aylarında yaşanan sponsor krizini bir başlangıç noktası olarak görebiliriz. 6 yıl süren sponsorluğun sona ermesi ile
birlikte Beşiktaş Cola Turka ismi de tarih olmuştu. Bununla birlikte ortaya
çıkan ekonomik sarsıntı sonrası eldeki oyuncuların büyük bir kısmı yollar
ayrılmıştı. Takımın başında kalmaya devam eden koç Ergin Ataman’ın elinde
yabancı oyuncu olarak bir tek Marcelus Kemp vardı ve kalan yerli oyuncular olan Cüneyt Erden, Bekir Yarangüme ve Serhat Çetin’in de
mevcut kontratlarından vazgeçmeleri için kendilerine insanlık dışı bir şekilde
günde 3 idman yaptırılıyordu. Bu olay sadece vicdan sahibi ve basketbol ile
‘gerçekten’ ilgilenen kişiler tarafından görüldü ve maalesef çok ayıplanamadı.
Ergin Ataman’ın yeni sezon için kafasındaki planları sekteye uğratan bu
bekleyiş sonunda Beşiktaş kulübü başkanı Yıldırım Demirören’in babasının
sahibi olduğu Milangaz firması ile anlaşıldı ve ‘Beşiktaş Milangaz’ ismi ile birlikte yeni sezon öncesi hazırlıkları
resmiyete dökülmeye başladı.
2- NBA Süperstarı Türkiye’de:
Sponsor desteğinin de
sağlanmasından sonra Beşiktaş Milangaz isminin sadece Türkiye değil dünya
kamuoyunda öğrenilmesinin sağlayan olay gerçekleşti. Takımına büyük bir yıldız
kazandırmak (veya hediye etmek) isteyen Demirören ekibinin yoğun çabaları
sonucu NBA’de yaşanan lokavt dönemini boşta geçirmek istemeyen Nets’li
süperstar Deron Williams Beşiktaş Milangaz ile anlaştı. Aralık başına kadar sürecek olan lokavt
döneminde Avrupa’da oynayan en büyük yıldız olarak kabul edilen D-Will’in
gelişi haliyle büyük sükse yarattı ve henüz kısa süre önce yapısal sıkıntılarla
uğraşan takım bir anda iddialı bir takım haline geldi.
3- D-Will gölgesinde Kalan Önemli Transferler:
Bu transfer sonrası koç Ergin
Ataman’ın rotasyon planları da haliyle yeni durum ekseninde gelişti. D-Will
kadar sükse yapmasa da değeri daha sonra anlaşılacak olmakla beraber David
Hawkins, Ersin Dağlı, Zoran Erceg, Can Akın, Mehmet Yağmur gibi isimler de
D-Will rüzgarının gölgesinde ve çok uzun olmayan bir süre zarfında kadroya
dahil edildi. Sezonun ilk resmi maçı niteliğindeki Dexia-Mons maçı öncesi
kadroda bir diğer lokavt oyuncusu Semih Erden de hazır bulunuyordu. (Aslında bu transferin sebebi pivot mevki için
anlaşılan Litvanyalı Petravicius’un Eurobasket’te sakatlanması sonrası
kendisinden vazgeçilmesiydi.)
4- Toz Pembe Günler:
Tüm gözlerin üzerinde olduğu bir
takım haline gelen Beşiktaş Milangaz’ın maçları da haklı bir şeklide ilgi odağı
haline geldi. Beklenmedik şekilde Eurocup’tan elenme hali biraz bu pembe
tabloyu sarssa da ligde gelen bol sayılı ve farklı galibiyetler Beşiktaş’ın önemli
bir şampiyonluk adayı olduğunu gösteriyordu.
Tabii ki burada büyük pay da D-Will’e aitti. Onun kumandanlığındaki
hızlı oyun ve hem sayı hem asiste
yönelik bireysel performans süperstar oyuncunun gidişine kadarki dönemde yüksek
galibiyet oranlı bir seri yakalanmasını sağladı. Sinan Erdem Arena’da oynanan
FB Ülker ve D-Will‘in 50 sayı attığı Göttingen galibiyetleri kayda değer anılar
olarak tarihe geçti. Lokavt döneminin daha da uzun süreceğine kesin gözüyle
bakılması sebebiyle basında çıkan Kobe Bryant ve Kevin Durant transfer
haberlerinin üzerine onlardan biri ile olmasa da Lakers’li yıldız oyuncu Lamar
Odom’la anlaşıldığı haberi gündeme bomba düştü.
Bu transferin Beşiktaş’ı şampiyon ilan etmeye yeteceği görüşü iyiden
iyiye kabul görmeye başlamıştı. Ne var ki lokavtın Aralık başı itibariyle
biteceğinin açıklanması belki de en çok Beşiktaş Milangaz’ı ilgilendiren bir
olguydu ve D-Will, Semih Erden gibi isimlerin yanında siyah beyazlı formayı hiç
giyemeyen Lamar Odom’un da NBA sezonu için geri dönecek olmaları ile birlikte
şampiyon adayı olarak gösterilen BJK Milangaz’ın da kısa süren bu pembe rüyadan
uyanacağı görüşü son tahlilde hakim olandı. Ancak, hikayenin buradan sonraki
kısmı daha da önemli hale gelecekti.
5- Lokavt Sonrası Yeniden Yapılanma:
Lokavt bitişi ile yıldızlarını
kaybeden Beşiktaş Milangaz’da beklenenin aksine bir dağılış değil, kısa sürede
transfer operasyonu gerçekleşti ve normal transfer döneminde dahi bulunması zor
olabilecek oyuncular olan Pops Mensah-Bonsu ve Carlos Arroyo gibi kariyerli
oyuncular kadroya dahil edildi. Bu hamleler NBA transfer döneminde pek dikkat
çekmese de takımın başarıya giden yola tekrar girmesinde çok başarılı ve etkili
oldu. Hırsı ve atletik hareketleri ile taraftarı coşturan Bonsu ve kariyerini
haklı çıkartırcasına oyun zekasını sahaya yansıtan Arroyo bu yeni dönemde
Hawkins, Erceg, Ersin Dağlı gibi oyuncularla birlikte 3 kupaya giden yolun
temel taşları oldular.
6- Can Sıkan Sakatlıklar ve 3+2 Sorunu:
Kadro dalgalanmaları sonunda
tekrar ideal bir kadroya kavuşan takımda bu sefer rotasyonu zorlayan durumlar
sakatlıklar ve ligdeki 3+2 yabancı sınırlaması oldu: Türkiye Kupası finalleri
öncesinde Can Akın idmanda sakatlanarak sezonu kapattı. Zaman içinde Erceg, Ersin, Arroyo, Kemp gibi
oyuncular da sıkça sakatlandılar ve çoğu maçta7 kişilik rotasyonla sahaya çıkan
takım bu halde de önemli galibiyetlere imza attı. Sinan Erdem’de oynanan normal
sezondaki Galatasaray galibiyeti bu takımın yeni karakterini ilk adımını kolay
kolay pes etmemek olduğunu gösteriyodu. Bu karakter adımı sezon sonuna doğru
rakipleri alt edecek ve şaşırtacak temel prensip olma seviyesine çıkacaktı.
7- Film Arası-Adam Morrison:
Bu kadar hızlı gelişen bir
hikayeye kısa bir film arası verecek olursak; beklenilen katkı alınamayan veya
bu yoğun tempoda arada ‘kaynayan’ bir transfer Adam Morrison’dan
bahsedebiliriz. Lokavt döneminde gittiği Kızılyıldız’da bir kıpırdanma gösteren
NBA şampiyonluk yüzüğü sahibi bench oyuncusu az sayıda maç süren Beşiktaş
kariyerinde bazı başarılı maçlar oynasa da yabancı rotasyonu sıkıntısı veya
İstanbul’a alışamama sebebiyle mi bilinmez play-off’lar öncesi takımda sessiz
sedasız şekilde ayrıldı.
8- Başarı-Karakter-İnat-Hırs-Başarı ve Başarı...:
Sezon boyunca nice badireler
atlatan takımda koç Ergin Ataman ‘3 kupaya da talibiz’ dediğinde pek önem
vermeyen kamuoyu da bu sese artık tekrar kulak asmıştı. Koç-oyuncu-taraftar
bütünleşmesinin sağlanması ile rotasyon sıkıntılarına rağmen önce Türkiye
Kupası kazanıldı. Kupa yarı finalinde son dakikalarına 10 sayı geride girilerek kazanılan Galatasaray
MP maçı bir diğer karakter gösterisiydi.
Bu arada rotasyon sıkıntısı
takıma sadece direnç değil, 16 yaşında bir point guard (Kartal Özmızrak) hem de
sezon başında gitmesi beklenen bir role player (Serhat Çetin) kazandırmıştı. Sezon
başında kaptanlığın verilmesini çoğu kişinin anlayamadığı David Hawkins bu
takımın lideriydi ve kendisi ile beraber 5-6 arkadaşının her maç 30 dakika üstü
süre almaları artık onlarda yorgunluk meydana getirmiyordu. Bu durum özellikle
lig play-off’larında üst üste Fenerbahçe Ülker, Galatasaray MP ve Anadolu
Efes’i geçerek şampiyon olurlarken rakiplerinin planlarını bozan temel
etkenlerden biriydi.
Eurochallenge arenasında
gelen şampiyonluk kimi çevreler tarafından önemli bir başarı olarak görülmese
de yeni bir dönüm noktasıydı. Bonsu-Erceg-Hawkins-Serhat-Arroyo
rotasyonun beraber oynadığında ne kadar verimli olduğu da Macaristan’daki
Final Four’da görüldü. Öyle ki madem bu kupa önemsiz ve kolay bir kupaydı;
neden bu zamana kadar Türkiye’ye gelmemişti ki? Neyseki BBL play-off’larının
başlamasından ve özellikle FB Ülker’in 2-0’lık bir seriyle geçilmesinden sonra
bu takımın 3’te 3 yapabileceğine olan inanç büyük bir kesime yayılmıştı.
Akatlar’da oynanan Fenerbahçe maçında Arroyo’nun önce maçı uzatan sonra da galibiyeti
getiren inanılmaz 2 şutu bu sezonun sihrini bir kez daha gözler önüne sermişti.
Galatasaray MP serisinde kaybedilen tek maçın sonunda yine Arroyo’nun attığı
3’lüğün çemberden adeta girip geri çıkması da bu sihri bozamadı. Sanılanın
aksine, bu rüzgara en çok direnen takım Efes oldu ancak 6 maçlık final
serisinin sonucunda toplam sonuç tek tabirle özetlendi: ‘3’ü 1 Arada’
9- Beklenmeyen Son ve Kapanış:
Yapılmaz denileni yapan ve Türk
basketbol tarihinin en ilginç sezon hikayelerinden birini yaşatan Beşiktaş
Milangaz efsanesinin elde edilen Euroleague katılım hakkı ile birlikte bu sezon
da devam etmesi bekleniyordu... Olmadı... Önce sona eren sponsorluğun
uzatılmaması ile Milangaz ismi ve desteği takımdan ayrıldı; daha sonra ‘bu isim
yoksa ben de yokum’ diyen Ergin Ataman...
Eylül 2012 tarihine geldiğimizde
de karşımızdaki tabloda sponsorsuz bir Beşiktaş erkek basketbol takımı duruyor.
Ergin Ataman; Ersin Dağlı ve David Hawkins Galatasaraya’a gitti. Birkaç isim dışında tamamen yeniden kurulan takımın başına geçen başarılı koç Erman Kunter
sınırlı ekonomik destek ile nasıl bir kadro ortaya çıkartıp ne kadar başarı
gösterebilecek hep beraber göreceğiz ancak; şu bir gerçek ki 2011-2012 sezonu
tüm kırılma anları ve ilginç hikayesi ile birlikte ‘Beşiktaş Milangaz Efsanesi’ne sahne olması özelliği ile hatırlanacak.
Etiketler:
Anadolu Efes,
Arroyo,
Beko Basketbol Ligi,
beşiktaş milangaz,
David Hawkins,
Deron Williams,
Ergin Ataman,
Eurochallenge,
Euroleague,
Fenerbahçe Ülker,
Lamar Odom,
Pops Mensah-Bonsu,
Türkiye Kupası
Olympiakos ve Sinan Erdem Arena
2011-2012 sezonunda belki de uzun
yıllar sonra Euroleague’de beklentilerin fazla olmadığı hatta sürpriz dahi
sayılabilecek bir takım şampiyon oldu. Hikayenin tamamını anlatmaya gerek yok;
zaten hem burada bahsettik hem de birçok farklı kaynakta Olympiakos’un
beklentileri hep aşağıda tutarak sessiz ve derinden gittiği şampiyonluk yolu
ile ilgili birçok yazı kaleme alındı. Bu yazıda bahsedeceğim konu bu masalsı
yolculuğun önemli bir durağı olan ve birden fazla kez uğranılan Sinan Erdem
Arena’nın bu yolculuğa olan etkileri ve dikkat çekici noktaları ile alakalı
olacak:
2011-12 sezonunda hazırlık dönemi
dahil toplam 5 kere İstanbul seyahati yapan Olympiakos’un yaptığı ziyaretlerden
2’si Abdi İpekçi’de, diğer 3’ü de Sinan Erdem’de oynayacağı maçlar içindi.
Sezon başında organize edilen Two Nations Cup’ta mücadele eden Abdi İpekçi’ye
diğer ziyaretini de tarihi bir kapışmaya sahne olan Galatasaray maçı için yapmıştı.
Sinan Erdem’e yapılacak ilk ziyaret Aralık ayı başında oynanacak olan
Fenerbahçe Ülker karşılaşması içindi.
Bu maça gelene kadar grupta işler
pek istenildiği gibi gitmiyor ve herkesin herkesi yendiği bir duruma sahne olan
A grubunda Olympiakos için gruptan çıkamama tehlikesi baş gösteriyordu. Sezon
başında alınan Kalin Lucas, Matt Howard gibi NCAA’den gelme isimlerin takıma
olan katkısı sorgulanmaya, takımın diğer bir kısmını oluşturan genç Yunan
isimlerin de buldukları şansları yeterince iyi değerlendiremedikleri görüşü
yayılmaya başlamıştı. Rakip FB Ülker de aynı sıkıntıları yaşayan bir başka
ekipti ve bu maçı 2 takım da sıkıntıları geride bırakmak için bir dönüm noktası
olarak görüyordu. Sezon başından beri takımı yalnız bırakan Fenerbahçe
taraftarı salonu doldurmuş, geçen sezon yine burada alınan ve muhteşem giden
sezonun sonunu getiren acı yenilginin rövanşını almak istiyorlardı. Maça
gelirsek işler özellikle 2. yarıda FB Ülker’in istediği gibi gitti.
Jerrels-Ukic ikilisinin yan yana verdiği verim ile sonlara doğru kopan maçta 16
sayılık fark ile kazanan Fenerbahçe oldu.
Bu ağır mağlubiyet Olympiakos
adına bir şeylerin değişmesi gerektiğinin anlaşılması adına çok önemli bir
dönüm noktası haline geldi. Dip noktayı gördükleri bu maçtan sonra ivme kazanan
takım bütün işlerin son maça kaldığı grupta 2. sırayı aldı. Top 16 yıl öncesi
de Lucas-Howard gibi isimlerden vazgeçilerek pota altı için çok önemli bir
hamle olan Jerome Dorsey ve guard bölgesi için sezonu Partizan’da açan Acie Law
transfer edildi. İlginç olan bu iki transferin de yetersiz
görülen hatta sorgulanan transferler olmalarına rağmen duble şampiyonluğa giden
yolda beklenenden daha fazla katkı verecek olmalarıydı.
Top 16 maçları sürerken yolu önce
Abdi İpekçi’ye düşen ancak efsanevi bir mücadele sonunda Galatasaray’a boyun
eğen Olympiakos, CSKA’nın ardından 2.lik mücadelesinde belki de dengeleri en
çok etkileyecek maç için tekrar Sinan Erdem Spor Salonu’na geldi. 3. maçlar
sonunda diğer 3 takım içinde şanslar eşit gözüküyordu ancak; Pire’deki maçta en
son periyottaki basit hatalar sonucu yenilen Efes’in kendi evinde bu maçı
alarak grupta avantajlı bir konuma geçmesi muhtemel gözüküyordu. Maç öncesi
olası bir puan eşitliğinde öne geçmek için averaj hesapları yapılırken maç
başından sonuna kadar Olympiakos’un önde olduğu ve Efes’in geriden gelerek
rakibini yakalamaya çalıştığı bir karşılaşma izledik. Son dakikalarda
tribünlerin çoğu dışarı çıkarken Olympiakos’u da rehavete kapılmasının etkisi
ile aradaki fark kapandı. Ancak, hem son hücumlarda sorumluluk alarak zor
üçlükler yollayan Vujacic’in kolay bir faul yapması hem de son hücumu savunma
yerine atmaya karar vererek maç boyu olduğu gibi plansız bir üçlüğün kaçmasıyla
maçın bitmesine sebep olan Ufuk Sarıca’nın tercihleri sonucunda maç bitiminde Anadolu
Efes grupta devre dışı kalmıştı. 1,5 ay önce Sinan Erdem’den sorunları
büyüterek ayrılan Olympiakos bu sefer buradan mutlu edici bir sonuçla ve daha
da önemlisi umut verici bir şekilde istediği oyunu oynamış halde dönüyordu.
Gruplar sonunda tek galibiyette kalan Efes ise o galibiyeti de Galatasaray’dan
alında 2 Türk takımı da grupta çaptan düşmüş oluyordu. O galibiyetin de yine
Sinan Erdem’de olduğunu eklersek bu salonun Olympiakos için önemini anlamak
daha da kolaylaşıyordu. Ancak; bu şekilde çeyrek finale çıkan takım için bu
salonun hikayesi burada bitmeyecekti.
Bütün sezon olduğu gibi çeyrek
final serisinde de beklentinin üzerine çıkan ve Siena’yı 3-1 ile geçen
Olympiakos’un yolu Final-Four için tekrar Sinan Erdem Arena’ya düştü.2011-2012
sezonu için İstanbul’a 5., Sinan Erdem’e 3. geliş olan bu son uğramada zaten bu noktaya gelmesi
beklentileri aşarak sürpriz derecesine çıkan takımın hedefi ‘underdog’ olmanın
avantajını kullanmak ve bu yolla ‘sürpriz’ seviyesini aşarak küçük çaplı bir
‘mucize’ yapmaktı. Olası bir 3.lüğün dahi büyük sürpriz olacağı bir ortamda ilk
adımda Barcelona karşısına çıktılar. Baştan sona önde götürdükleri maçı müthiş
akıllı bir oyunla kazanmaları sonucunda zaten ‘büyük sürpriz’ adımı
gerçekleşmişti. Cuma akşamı 2012 finalinin rövanşı alındıktan sonra Pazar
akşamı ise işin geri kalan kısmının tamamlanması ile birlikte ‘mucize’
kavramının içi doldurulmuş olacaktı.
Euroleague’de 2011-2012 sezonunun
kapanışı anlamına gelen final maçının ilk 25 dakikası beklenildiği gibi geçmiş
ve CSKA Moskova skor ve oyun üstünlüğünü sağlamıştı. 28. dakikada 19 sayı olan
farkın inanılmaz bir şekilde nasıl kapandığını ise anlamak maçın canlı izlenirken
akılda kalan kısımları biz dahil çoğu kişiye yetmedi. Son saniyede Printezis’in
tek elinden potaya doğru giden atış ‘mucize’nin gerçekleştiğini gösteriyordu.
97’den beri bekleyen kupaya beklenen kupaya belki de son yıllardaki en düşük
yatırım ve beklentiyle girdikleri sezonda ulaşan takımın oyuncuları, sahipleri,
yöneticileri ve hatta bazı tarafları bu anı kutlamak için Sinan Erdem’in
parkeleri üzerindeydi artık. Kutlamalar ve sevinç gösterilerinden hemen sonra
2011-2012 sezonu Euroleague kupası ine aynı parkeler üzerinde Olympiakos’lu
ellerin üzerinde havaya kalktı. Bu ana da yine sezon boyunca bu takımın
yaşadığı önemli anlara sahne olan Sinan Erdem Arena tribünleri en yakından
tanık oldular. Bu sayede bir sezonda farklı niteliklerde maçlar oynadıkları bu
salon da Olympiakos’un tarihine geçmeyi ve hiç unutulmayacak anıların yaşandığı
bir salon olarak hatırlanmayı hak etmiş oldu.
Tarihe baktığımızda İstanbul’da
düzenlenen 1992 Euroleague Final-Four finalinin, futbolda 2005 Şampiyonlar Ligi
finalinin de bu tarz tarihi olaylara sahne olduğu hatırlanacaktır. Ancak bu
sezon bu sahnenin sadece filmin sonunda değil, ortalarında da bazı kırılma
anlarına ev sahipliği yaptığını unutmamak gerekir. Yeni sezon kuralarına göre
Ekim ayında Olympiakos takımı Anadolu Efes deplasmanına çıkmak için muhtemelen
yine Sinan Erdem Arena’ya gelecek. Bakalım bu geliş de mevcut hikayenin
devamına ya da yeni bir hikayenin başlangıcına sebep olabilecek mi hep beraber
göreceğiz.
Etiketler:
Abdi İpekçi,
Anadolu Efes,
Barcelona Regal,
CSKA Moskova,
Euroleague,
Euroleague Final Four 2012,
Fenerbahçe Ülker,
Galatasaray MP,
İvkovic,
Olympiakos,
Printezis,
Sinan erdem,
Spanoulis
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




