16 Nisan 2014 Çarşamba

Tarih Böyle Yazıldı...

13 Nisan 2014 Pazar günü birkaç gün öncesinden belli olduğu üzere sadece Türk Basketbol değil, Türkiye Spor tarihi açısından tarihi bir gün oldu. Asıl meselenin Avrupa'daki alanında 1. kupayı Türkiye'ye getirmek olduğu öne çıksa da, durumun Fenerbahçe tarafı ve camiası için tabi ki biraz hüzün boyutu bulunmakta. Öyle ki yaklaşık 10 yıl önce başlayan büyük yatırım neticesinde son 4 yılda Euroleague'de toplam 9 (sadece dokuz) maç kaybeden bir takımın bu yıllar içinde elinin boş kalması ve eski yıllardaki başarılardan sonra yine 10 yıl önce 2.lige düşen ezeli rakibin aynı dalda bu süre içinde 2 Avrupa kupası alıp getirmesi hem maddi hem manevi anlamda bir yıkım getirmiştir. Bunu bu alandaki en gerçekçi ve ilgili yorumların yapıldığı www.fenerbasket.com adresindeki forumlarda açılan konu başlıklarından da rahatlıkla görebilirsiniz.
Umarız ki iki taraf için de üzüntü ve sevinçler bu alanda yapılan yatırımların daha fazla artmasına sebep olur ve uzun yıllar daha (hatta diğer takımlarımızın da katılımıyla) bu alanda hem kulüp hem milli takım bazında en ön plandaki takımlar arasındaki yerimizi korumaya devam edebiliriz.
Galatasaray'a gelince, son birkaç yılda harcanan büyük paralar sonrası belki de en umutsuz görünen sezonda nispeten kısıtlı sayılabilecek bir kadroyla (WNBA çaylağı Kelsey Bone, Mersin'den gelen Zellous ve yedekleri olmayan Işıl, Lyttle, Alba) ülke tarihi için bir ilk'e imza atmaları tarihe geçmeleri için yetti de arttı bile. Onlar bu tarihi yazdılar, biz de hem maç özeti, hem Şebnem Kimyacıoğlu'nun gol etkisi yaratan üçlükleri hem de tarihi birkaç fotoğraf ile tarihe notumuzu düşelim.





13 Nisan 2014 Pazar

Tarih Var!


''Türk basketbolu için tarihi günlerden birini yaşıyoruz''. Söze klişe bir lafla başlamak istemezdik ama durum gerçekten de tam bu klişeye uygun.Türk basketbolunun iki önemli temsilcisi kadınlar Euroleague finalinde, Avrupa'nın en büyüğü olabilmek için karşı karşıya geliyor Rusya'da. Geçtiğimiz sezon Bayern Munich-Borussia Dortmund finalini izlerken, önceki yıllarda İngiliz takımlarının Şampiyonlar Ligi finallerinde karşılaşmalarını izlerken hep aklımızdan geçirmişizdir bir gün iki Türk takımının Avrupa'da final oynayıp oynamayacağını. Kadınlar basketbolda bugün oynanacak o final işte tam da bu düşündüğümüz final. Dilerseniz iki takımımız hakkında kısacık bir değerlendirmecik yapalım ve yaklaşık 1 saat sonra bu tarihi anların keyfini yapmaya başlayalım.

Galatasaray Odeabank: Finalin sürpriz takımında Ekaterinburg maçı sonrası moraller üst seviyede. Ekrem Memnun salı günkü maçın rövanşını almak için sahaya çıkacak kuşkusuz. Salı günkü mağlubiyet ekstra motivasyon nedeni Galatasaray Odeabank için. Mucizelerle dolu bir F8'i şampiyonlukla noktalamak isteyeceklerdir. Işıl-Alba-Zellous üçlüsü çok formdalar. Kritik anlarda sahne alıyorlar. Fakat gel gelelim alternatiflerinin olmayışı bu isimlerin maçın sonunda yorulmalarına yol açıyor. Galatasaray Odeabank'ın da en büyük handikapı işte bu noktada.
Fenerbahçe: Geçen yılın finalisti bu sezon ELW'de hiç yenilmedi. Şampiyonluğu en az sarı kırmızılılar kadar istiyorlar. Başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerin desteği tam. Galatasaray başkın Ünal Aysal'ın aksine Aziz Yıldırım her zaman önem gösterdiği takımı için yaklaşık 1 haftadır Rusya'da takımla beraber kah kahvaltı yapıyor, kah ise tribünde takımını destekliyor. Takım ve taraftar arasında yaratılan aile ortamı Fenerbahçe'de yıllardır gelen başarının anahtarı konumunda. Fenerbahçe'yi buraya kadar namağlup getiren en büyük etken geniş rotasyonu oldu. Bu sayede maç sonuna diri kalan takım, kırılma anlarında son sözü söyleyebildi. Fakat F8'deki performansının pek iç açıcı olmayışı Fenerbahçe'nin final maçı için en büyük soru işareti konumunda. Maçın kilit ismi ise iki takım arasındaki maçlarda son yıllarda sonuca en fazla etki eden oyuncu-ama oynayarak ama oynamayarak-Cappie Pondexter olarak görünüyor.Toparlayacak olursak derbiyi yarın bir de ELW finalinde izleyeceğiz. Mücadelenin son ana kadar süreceği ve hak edenin kazanacağı bir maç olmasını temenni ediyoruz. Kupa İstanbul'a geldi ama henüz Aslantepe'de mi alkışlanacak Papazın Çayırı'nda mı o belli değil. İşte o da bugün Rusya'da belli olacak. Saat 16.00'da ister FBTV ister GSTV'de ister de NTVSPOR ekranlarında bu tarihi anların keyfini çıkarın!

25 Mart 2014 Salı

Ah be Abiler!


Fazla söze gerek yok. Bu sezon Euroleague'de özellikle Fenerbahçe ve Efes maçlarını izleyen kişiler bir çok kez başlıktaki sözü hatta daha sert tabirler eşliğinde kullanmıştır. Basketbolun aslında güzelliği olarak kabul edebileceğimiz bu olayların tersini de çoğu kez yaşamışızdır. Örneğin Planinic'in geçen haftalarda attığı efsanevi son saniye üçlüğünü görünce Milano'lular kimbilir neler söylemişlerdir. Ancak geçen haftalarda Efes - Barcelona maçının sonunda yaşanan olay biraz da şansın ötesinde başka şeylere giriyor tabi ki...Keza aynı durumda bir örnek de 3 yıl önce deplasmanda kaybedilen Real Madrid maçı olabilir. İşte burada insan haklı olarak kendini bazen tutamıyor. O an İsmail Şenol veya İbrahim Kutluay'ın yerinde olmak kim ister ki? Gelin hepimizin dışarıdan İsmail Şenol'un, İbo'nun ve Melih Gümüşbıçak'ın ise içinden neler geçirdiğini ve bize nasıl bu durumu yansıttıklarını tekrar hatırlayalım.




20 Şubat 2014 Perşembe

Böylesi Yakışırdı!

                

Kulüp tarihi açısından çok farklı geçen son 2 sezondan sonra (4 Kupa, Euroleague maçları vs.) bu sezon adeta yeniden kurulan bir takımla ve koçla yola çıkan Beşiktaş, yeni ismiyle birlikte tekrar eski günlerine döndü ve Beko Basketbol Ligi için "Başaltı" olarak tabir edeceğimiz seviyeye ve Avrupa'da Eurocup maçlarına kaldığı yerden devam etmeye başladı. Bu durumun ortaya çıkmasında bir çok sebep söylenebilir; ancak bu sezon hem Avrupa'da hem de ligde birbirinden çok farklı ve aslında eğlenceli bir çok Beşiktaş maçı seyrettik. Gerek kurulan kadrodaki oyuncular, gerek koç Ahmet Kandemir'in sahaya yansıtmak istediği oyun anlayışı olarak bu durum da pek şaşırtıcı sayılmaz zaten. Takımda yaptığı şut seçimleriyle yürekleri hop ettiren ancak dün akşam olduğu gibi 3 hücumda tamamen el üstü 3 üçlük arka arkaya atabilen Lofton gibi bir skorer olması buna en iyi örnek olabilir.

Bu sezon ligde mağlubiyet sayısı galibiyet sayısından daha fazla olan Beşiktaş İntegral Forex, ligde süpriz sayılabilecek şekilde Galatasaray Medical Park'ı evinde yendi, Fenerbahçe Ülker'e ise başabaş geçen maçlar kaybetti. Avrupa'da ise durum daha parlak ve oynadıkları maçlar ve sonuçları da takımın karakterini yansıtır sekilde geçti. İlk turda içeride Spartak St.Petersburg'a kaybedilen maç 'eyvah' dedirtirken ardından gelen seri galibiyetler liderliği getirdi. 2. Turdaki grup hayli zorluydu ancak ilk maçta alınan deplasmandaki Rytas galibiyeti yine bol skorun, yüksek yüzdelerin, savunma zaaflarının, yakalanılan ve yenilen sayı serilerinin yaşandığı bir maç sonrasında geldi. Yapılan 3'te 3 ile grup liderliği göz kırparken üst üste alınan 2 mağlubiyet işleri yine son maça bıraktı. Ki son maç ta bu zamana kadar gerçekleşen akıştan farklı olmayacaktı...

Başlangıçta Beşiktaş'ın öne fırladığı mücadelede 2.çeyrekte Zaragoza üstünlüğü ele aldı, çalınan toplar ve Iverson'un içerideki etkili oyunuyla 3.çeyrek sonunda yine dengeyi sağlamıştık. Son periyotun ortasında 14'te 3 olan üçlük yüzdemizi gördüğümde "Beşiktaş bu üçlük yüzdesiyle bu maçı kazanamaz." demiştim. Nitekim karşı taraftan Sanikidze'nin basketlerine karşılık önce Ruzic tepeden üçlüğü yolladı, ardından maçta pek olmayan Lofton topu 3 kere üstüste getirdi, kaldırdı ve attı. Bu basketlerle karakterini de tekrardan bulan takım tam maçı kazanacak derken yenen basketle beraberlik geldi. Son 7 saniye için top bizdeydi, ve yine takım kendine yakışanı yaptı, eli adeta yanan Lofton'a koşulsuz topu vererek... Lofton da saygıda kusur etmedi ve yine bu kez biraz daha içeriden kaldırdı ve attı. Top tam içeri girmemekte ısrar ediyordu ki; Zaragoza'dan Joseph Jones'un gönlü razı gelmedi ve topu 0.2 saniye kala içeri tipleyiverdi. Böylesi bir mücadeleye de böylesi bir final yakışırdı açıkçası. Basketbol maçlarında çok sık denk gelmeyen bu olayın videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Temennimiz tabi ki son 16'da ve sonrasında hem Beşiktaş hem de grubunu lider bitiren Aykon TED Ankara Kolejliler'in başarılı sonuçlar alması. Ancak bu gerçekleşmese bile en azından sezon sonu gelip kadro yapısı değişene kadar Beşiktaş İntegral Forex'in bize daha çok keyifli ve eğlenceli maçlar izletmesi yüksek ihtimalli gözüküyor.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Şu Anda Kötüyüz Hocam...


Turkish Airline Euroleague'de 3. Hafta maçları geride kaldığında arkamıza bakarsak göreceğimiz tablo Türk takımları için standart bir hal almakta. Yani diyeceğimiz sadece skor anlamında baktığımızda bir takımımız süper, diğer iki takımımız ise standart bir durumda gözüküyorlar. Ancak durumlara sadece skor anlamında değil, biraz daha derinden baktığımızda işin içyüzü daha farklı bir hal alabilir.

Bu yazıda değerlendireceğim takım Anadolu Efes olduğu için diğer takımlarımıza başarılar dileyerek biraz kenarıda bırakıyorum. Başlıktan da anlayacağınız gibi ise Efes belki de ilk defa sezon başındaki beklentileri karşılıyor; ancak bu pek de bizim umduğumuz bir durum değil maalesef.

Sezona geçmiş yıllara nazaran büyük bir bütçe kısıntısıyla giren ve hem kadrodan ayrılan isimler hem de yeni yapılan transferlerle ligde ve Avrupa'da gençlere daha çok şans veren ve takım bütünlüğü sağlanır ise keyifli bir "underdog" takımı olmayı amaçlar bir görüntü çizen Anadolu Efes'de an itibariyle bu amaç gerçekleşmiş gibi değil. Gerçi Avrupa'da elimizde bir 20 sayı bir de 10 sayı farkla kazandığımız, bir de son saniye üçlüğü ile kaybettiğimiz br maç var ama, ligde ve Avrupa'da oynanan oyuna bakılırsa bu sezon sanki takımın yeri ligde yarı finali, Avrupa'da ise Top 16'yı görüp daha da ilerisine gidemeyecek bir durumda gibi. Daha da kötü olanı sahada var olan Efes 5'inin halen ne tarz bir oyun ortaya koyacağını pek kimsenin kestiremiyor olması.

Dün akşamki Bamberg maçından geriye gidecek olursak atılan 86 sayıya rağmen şöyle bütün takımın eline topun değdiği ve boş adamın hücumu bitirdiği toplam 5 adet hücumumuzu sayacak olan kişi varsa beri gelsin. Şahsen benim izlediğim süre içerisinde attığımız sayılar serbest atış, bireysel zorlamalar ve hızlı hücumlardan geldi. Hücum kapasitesi belli olan Bamberg'in son hücumuyla bizim Gordon ile yaptığımız son hücumun arasındaki fark bile herşeyi anlatıyor.

Transferlere gelince, belki de en iyi taraf orası, ama sorun sanki başka bir yerlerde; yani özellikle Hopson ve Vasileiadis şu ana kadar beklentileri karşılamış gözüküyorlar. Planinic ise yavaş yavaş ısınıyor gibi; ancak orada temel sorun sanki takımın dümeninin Gordon ya da kendinde olacağının tam belirlenmemesi gibi gözüküyor. Bu oyuncuların yıldız kaprisi yapmayacağı ve takım için ellerinden geleni yapacakları muhtemel olduğu için takımdaki bazı dengelerin oturması ve bütünleşmenin sağlanması ile birlikte takım daha iyiye gidebilir ancak şu anda Koç Oktay Mahmuti'nin çizdiği oyunların ne tarz olduğu ve nasıl bir takım istediği sorularının acilen cevaplandırılması önem kazanıyor.

Özetle sezon başında maddi hamleler ile birlikte beklentinin düşük tutulduğu bir takım olan Anadolu Efes her sezon yüksek bütçe ile birlikte erken atılan havlulara karşı bu sezon "tam tersi olur mu?" diye sordurtmuştu ancak bu sorunun cevabı şu ana kadar "Hayır" gibi gözüküyor. Temennimiz sezon başında beklenilen diğer bir durum olan Cedi, Okben, Emircan gibi oyuncuların Fenerbahçe'de Obradovic'in Metecan'la Kenan'la yaptığı gibi bir devrimle takıma daha da adapte olmaları ve sahada daha çok ne yaptığını ve ne oynayacağını bilen bir Efes'in yer alması...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...